KUR'AN VE PSİKOLOJİNİN ÖNEMİ -1-
1/4/2008 · Kategori: DIN PSIKOLOJISI
İnsan, Kur'an'ın kitaplaşmışı, evrenin canlanmışı...Psikoloji, bu canlı kitabı okumaya çalışan minik bir göz, gözde bir kirpik, kirpikte bir köz... O, İçte bir göz, gözde öz, özde ilahi bir söz haline geldiğinde, "İnsan meçhulünün sırlarını işte şimdi çöz!" mazhariyetine ermiş olacaktır...)
İnsan, akıl ve irade sahibi bir varlık olarak, sorumluluk taşıdığı ve ölüm sonrası sorgulanacağı için diğer canlılardan çok farklı bir konuma sahiptir. Doğumundan ölümüne kadar, onun bütün duygu, düşünce ve davranışlarına anlamlar yüklenecek, eğitilmesi, olumlu davranışlar sergilemesi için çok farklı yöntemler uygulanacaktır.
Bilimlerin koşarcasına mesafe kaydettiği, teknolojinin seyrinin takip edilemez bir ivme kazandığı çağımızda insanlık, insanın iç dünyasını ihmal ettiğini Ave kendi eliyle ürettiklerinin çok gerisinde kaldığını fark etmiş bulunmaktadır.
Sonuçta kendisini, duygu ve düşünce dünyasını obje yapmaya, davranışlarını mercek altına almaya başladı. Psikoloji ilminin, uzmanlarca 2005 itibariyle ilk üç içinde yer almasının öngörülmesi, kişisel bozukluk, ruh hastalıkları ve kişisel gelişimle ilgili konuları işleyen kitapların vitrinleri doldurması, psikiyatrist ve psikologların en az diğer branş doktorları kadar ilgi görmesi, basın yayın yoluyla izlenmekle bitmeyen insanlık dramları hep bu arayışı açık bir şekilde ortaya koyan göstergelerdir.
Kur'an evrenseldir, yeryüzündeki bütün insanlara ve her insanın tüm varlık boyutlarına hitap etmek için inmiştir ve her insanın her problemiyle ilgilenmek için gelmiştir. Ayetin ifadesiyle o, hem insanlara, Peygamberimiz (S.A.V.) gibi bir Rahmet (17/82) hem de sinelerde olana (iç dünya ile ilgili her psikolojik hastalığa) bir şifa gibidir (Yunus, 10/5).
Kur'an, insana, tetkik edeceği, derinlemesine araştıracağı iki ana alan sunmaktadır. Birbirini tamamlayan ve bir yönüyle de şerh eden bu ana alanlar evren ve insanın iç dünyasıdır.
Bu iki dünyadaki ayetlere vurgu yapan (51/21-22) Kur'an, dikkat çekici bir şekilde "Görmüyor musunuz?" demekle adeta, dünyayı fizikî olarak görüp anladığımız gibi, en az onun kadar, gözle görecek, aynel-yakîn hasıl edecek şekilde insanın psikolojik olarak da okunmasını istemektedir.
Bir başka ayette de, insanın dış dünyasında olduğu kadar iç dünyasında ve psikolojik yaşamında da pek çok gizli kalmış yönlerin açığa çıkarılacağına işaretle insan, bu konuda çalışmaya teşvik edilmektedir (41/53).
İnsanlık tarihinde Kur'an kadar insanın iç dünyasını açıklamış ve insanlığı etkilemiş, evrensel iletişim metotlarını insanlığa sunmuş, başka bir kitap ve Peygamberimizden başka ikinci bir insan göstermek mümkün değildir. Bu itibarla insanın iç dünyasında tüm olup biteni (50/16), psikolojik hayatını en mükemmel şekilde bilen ve anlatan Allah'dır, Allah'ın Kelamı ve Nebisidir.
İnsanın çağımızdaki bu hayatî ihtiyacı sebebiyle, Kur’an’a ve Peygamberimize müracaat edenler, hiç bir zaman elleri boş dönmeyecek, sadre şifa pek çok tedavi yöntemleriyle karşılaşacaklardır. Kur'an, bir gen haritası gibi insanın psikolojik haritasını elimize tutuşturmuştur denebilir.
Kur'an, bir insan eğitimi ve yönetimi kitabıdır. Bu sebeple doğrudan insanı hedef alır. Verdiği diğer bilgiler yaptığı bütün uyarılar hep insan hedeflidir.
Kur'an, insan benliğinin, içiyle ve dışıyla olan tüm irtibat noktalarına işaret eder ve bunları Yaratıcıya ulaştıran birer yol ve vesile olarak sunar.
Psikoloji ilmi de, bir yönüyle insanı tanıma ve anlama diğer yönüyle de onunla iletişim kurma, etkileme ve yönetme sanatıdır denebilir.
Referansımız Kur'an'dır. Kur'an'ı çağımıza göre yorumlayan Tefsirler ve Bilginlerdir. Günümüzün Psikoloji ilmi de şüphesiz ayetleri daha iyi anlayıp ifadelendirmemizde yardımcı olacaktır. Sonuçta her bilim dalı gibi Psikoloji de Allah'ın en değerli olarak yarattığı insana değer vermekte, insan kitabını okuyan bir dil olmaktadır.
Bir farkla ki, bütün bilim dallarını inceleyen, geliştiren yeni bu luşlar yapan ve bu muhassalayı insanlığın lehine ya da aleyhine kullanan insan unsurunu temel almakta, nefis-ruh hastalıklarına şifa arayarak onu insanlığa en verimli hale getirmektedir.
Kur'an bilgisi değişmez. Kıyamet noktasına kadar geçerlidir. Değişmez fakat değişik anlaşılabilir. Çünkü her asrın ilim ve anlayış düzeyi hep farklıdır ve durmadan gelişme kaydetmektedir. Dünkü çok bilgimiz bugün değiştiği gibi, bugünküler de yarın değişebilir veya gelişebilir. Bu aynı zamanda insanın beden ihtiyaçları gibi ruhî ihtiyaçlarının da durmadan geliştiği ve yenilendiği anlamına gelmektedir.
Bu, Psikoloji ilminin de insan kadar önem ve anlam kazandığı anlamına gelmektedir. O bir yönüyle insanı tanıma ve anlama diğer yönüyle de onunla iletişim kurma, etkileme ve yönetme sanatıdır denebilir.
Bu sebeple hem ilahiyatçılar hem de psikiyatristler ve psikologlar, çağımızın insanına hassasiyetle yaklaşmalı, birbirine esnek ve açık olmalı, hoşgörülü ve objektif davranmalı, önyargılı olmadan, konuları tartışmalı, birbirlerinden yararlanmalı, aynı nefis merkezli ruh hastalıkları platformunda buluşmalıdırlar. Kuran'ın insan hakkındaki değerlendirmelerini iyi anlamak için psikoloji ilmine kesinlikle ihtiyaç vardır.
Zira farklı dille de olsa Allah'ın yarattığı insanın ruhsal yapısını anlamaya, kişiliğini, duygu ve düşüncelerini çözmeye, ruhsal bozukluklarını gidermeye ve iletişim kurarak, davranışlarına en uygun biçimi vermeye çalışması yönüyle Psikoloji; denebilir ki, çağımızda başta insanın ve insanın baş kitabı olan Kur'an'ın anlaşılmasında baş rolü oynayabilecektir...
Matematik, Fizik, Biyoloji, Türkçe-Edebiyat vb. branş öğretmenleri ve akademisyenler, "Benim ilmim insanlıkla başladı!", "Her bilim benden doğdu!" gibi tatlı çekişme yaşarlar. Hoş bir şeydir!..Aslında hepsi de haklıdır. Hepsinin insana ve evrene anlam kattığı doğrudur. Çünkü hepsi Allah'ın isimlerine dayanmaktadır. Bütün ilim dalları Allah'ın güzel isimlerine tercüman olan birer dildir. Herkesin dili kendince güzeldir.
Psikoloji ilminin "Fıtrî Sesi", psikolojik bir kavramla ifade etmek gerekirse, hep bastırılmıştır. Fizik ilimlerine yoğunlaşan insanoğlu iç dünyasına tercüman olacak bu ilimle, geç buluşmuştur.
İnsan dış dünyaya, gördüğü şeye, peşin ücrete daha çok meyilli olduğundan, nefis arzuları, menfaaleri ve ihtiyaçları da onu buna zorladığından, bilgi yolculuklarını, keşifler yapar gibi daha çok dış dünyasında gerçekleştirmiş, ayette belirtilen çift kanada sahip olamamıştır. Uzayı keşfeden insan kendine yabancılaşmıştır.

