İslamın Kadına Bakışı ve Kadının Toplumsal Konumu Çerçevesinde -
Kadın ve erkeğin, birbirleri için kendilerini kötülüğe sevk edecek bir potansiyel taşıdıklarını söylemek, ne onları aşağılamaktır ve ne de onları kötülüğün kaynağı olarak göstermektir; tam tersine -yazarımızın da bazen atıfta bulunduğu- insan fıtratının ortaya koyabileceği bir gerçeği ifade etmektir. Eğer kadın ve erkek, birbirlerini kötülüğe sevk edebilecek bir potansiyel taşımıyorlarsa, İslam’daki örtünme emri niçin var? Kadın-erkek mahremiyeti konusundaki bazı ilkeler niçin var? İhtiyar bir kadınla, genç bir kadın için emredilen örtü niçin farklı? Yüce Allah, kadınlara, çekici ve güzel yerlerini, gösterebileceği ve gösteremeyeceği kişileri niçin ayrıntılı olarak açıklamaktadır? Kadınların, yabancı erkeklerle konuşurken, “yumuşak, kıvrak ve işveli bir şekilde konuşmamaları” niçin istenmektedir? ...vs... Bunları daha da uzatabiliriz...İslamın bu ve başka konularda koyduğu hükümlerin, getirilen bazı sınırlama ve yasakların sebebi, kadın ve erkeğin birbirlerini kötülüğe sevk edebilecek bir potansiyel taşımalarıdır.
Hadislerde, sadece kadınların belirtilip, erkeklerin fitne ve fesada yol açacağından söz edilmemesi, Arap dilinin (veya Din Dili’nin) yapısı ile ilgilidir ve bu tür hükümlere erkek-kadın herkes dahildir. Ayrıca, bu zaafın bir sonucu olarak, erkeklerin daha çok fitneye düşmeleri, günah işlemeleri ve kötü işler yapmalarıdır. Bunda da hiçbir tuhaflık yok; zira, yüce Allah erkekleri farklı, kadınları farklı yaratmıştır...
Sonuç olarak; yukarıdaki hadisin Kitap ve Sünnete aykırı olduğunu iddia etmek, İslamın kadın-erkek ilişkileriyle ilgili getirdiği esasları ve bu konuda çizdiği hedefi anlamamak demektir.
2- “Kadınlar, İnsanın Karşısına Şeytan Gibi Çıkarlar. Size Doğru Bir Kadının Geldiğini Gördüğünüz Zaman, Bilin ki Size Yaklaşan Bir Şeytandır”, Hadisi
Yazarın tenkid ettiği ve sahih olmadığını belirttiği hadislerden biri de budur. Yazar, yine uzun uzun senetleriyle beraber rivayetleri vermekte ve bunlarla ilgili –yukarıda söz ettiğimiz metodunu uygulayarak- değerlendirmelerde bulunmaktadır. Aslında bu konuda, önce, olmayan bir problem yaratıp, sonra da onu çözmeye çalışmanın bir anlamı yok...Hadislerin çeşitli rivayetlerinin orta noktası şudur: Hz. Peygamber, bir kadın gördükten sonra, nefsinde oluşan şeyi, eşi Hz. Zeynep’le giderdikten sonra, insanlara; “...Kadınlar, insanın karşısına şeytan gibi çıkarlar. Sizden biriniz bir kadın gördüğünde hanımına gitsin; bu, onun nefsinde meydana gelen şeyi giderir” , demiştir.
Bu hadisle amel etmek için, hadisin sahih olmasına hiç gerek yok...Bir hadis de, Kitap ve Sünnetin ruhuna, temel esprisine ve getirdiği dünya görüşüne ancak bu kadar uygun olur...Yazarımızın da birkaç yerde belirttiği gibi, İslama göre şeytanın haramların işlenmesiyle yakın bir ilişkisi vardır. Başka bir ifadeyle, insanı haramları işlemeye teşvik etmesi söz konusudur. Kur’ana göre insanı günaha iten faktörlerden birisi de “şeytanın mevcudiyeti”dir.[13] Bu itibarla, bir insan yabancı bir kadınla karşılaştığında, -şeytanın da telkin ve teşvikiyle- kalbinde ona karşı, karşı koyamayacağı cinsel bir arzu duyup, onunla zina yapmak isteyebilir. Bu durumda, gelip hanımıyla cinsel ilişkide bulunmalı ve içinde meydana gelen bu arzuyu meşru’ yoldan gidermelidir...
Şimdi bu hadisin neresi yanlış, tenkid edilecek hangi tarafı var? İnsan bazen yabancı bir kadın gördüğünde ona elinde olmadan, -nefis ve şeytanın telkiniyle- karşı koyamayacağı bir cinsel istek mi duymaz? Hatta, eğer İslamın yasakları, bu fiil için koyduğu ceza ve toplumun yazılı olan ve olmayan kuralları olmazsa, insan böyle bir kadınla beraber olma arzusu mu duymaz? Böyle bunaldığı bir durumda, eşiyle ilişkide bulunup, bu kötü düşünceyi kafasından atmasından başka, bu meselenin bir çözümü daha mı var?...Nedir yanlış olan...Doğrusu, anlamak mümkün değil! Aynı tavsiyeler -bazı erkekleri gördüklerinde böyle aşırı bir tahrik olma durumu sözkonusu ise- kadınlar için de rahatlıkla yapılabilir...
3- “Yabancı Bir Erkekle Bir Kadının Baş Başa Bulundukları Yerde Üçüncü Kişi Şeytan Olur” Hadisi
Bu hadisin de çeşitli rivayetleri vardır. Yine, bu hadislerdeki ortak nokta, yabancı bir erkekle bir kadının başbaşa bulunmalarının potansiyel olarak bazı kötülüklere sebebiyet verebileceği, şeytanın, kadın ve erkeğe gayr-i meşru bazı telkinlerde bulunabileceği, kadın ve erkeğin bu telkinlerle fuhuş ve benzeri yollara sapabileceğidir.
Bir önceki hadisi ele alırken de belirttiğimiz gibi; İslama göre, şeytanın haramlarla yakın bir ilişki vardır ve insanları haram şeylere teşvik etmesi ve onları işlemesine sebebiyet vermesi sözkonusudur.[14]
İslam, zina ve fuhşa götürme ihtimali taşıyan her türlü kadın-erkek ilişkisini yasaklamakta veya belli sınırlar koymaktadır. Bir erkekle yabancı bir kadının başbaşa kalması, her ikisinde mevcut olan ve potansiyel olarak her zaman ve herkeste bulunan bazı kötü duyguların kabarmasına yol açıp, kadın ve erkeği zinaya sevk edebilir. İşte, sözkonusu hadiste de buna işaret edilmiş ve muhtemel bir tehlikenin önü kapatılmak istenmiştir.
Elbette ki, “bir kadınla bir erkeğin başbaşa kalmaları her zaman ve her hal-u kârda kötülüğe sebep olacaktır” diye bir kaide yoktur; ama, İslamın tavsiyesi ve yönlendirmesi geneldir ve insan cinsinden yalnız iki kişinin bu sebeple kötülüğe bulaşması dahi, İslamın, “insana ve hayat”a bakışı ve “insana verdiği değer”in tabii bir sonucu olarak bunun yasaklanması için yeterlidir. Kaldı ki, bir erkekle bir kadının başbaşa bulunmalarının kötülüğe sebep oluşu, hiç de öyle istisnai ve ender rastlanan bir durum değildir. Tersine, toplumun bugün bulunduğu ahlaki ortamı gerçekçi bir gözle tahlil ettiğimizde bunun, nasıl her türlü kötülüğün başlangıcı olduğunu fiilen görüyoruz.
4- “Uğursuzluk Üç Şeydedir: At’da, Ev’de ve Kadın’da” Hadisi
Yazar, bu hadisle ilgili o kadar rivayet ve yorum aktarmakta ve kendisi de yorumlar yapmaktadır ki, meseleyi iyice içinden çıkılmaz hale getirmektedir. Halbuki, hadis problemleri ve çözümünü konu edinen kitaplara baktığımızda mesele kendiliğinden ortaya çıkmaktadır:
Hz. Peygamber, bir mecliste, “Allah, yahudilerin cezasını versin; Üç şeyde uğursuzluk vardır: Ev, kadın ve at, derler” demiştir.
Sahabeden bazıları, hadisin baş tarafını duymadıkları için, sadece hadisin son kısmını rivayet etmişler ve kendileri de bunu Hz. Peygamberin sözü olduğunu zannetmişlerdir. Nitekim Ebu Hüreyre, hadisi son şekliyle rivayet edince, durum Hz. Aişe tarafından düzeltilmiştir. Ayrıca bir çok sahih hadiste, İslam inancında uğursuzluk diye bir şeyin olmadığı da peygamberimiz tarafından bildirilmiştir.[15]
KENDİLERİYLE AMEL EDİLMEYEN BAZI HADİSLERİ TENKİD ETMEK
Yazar, kitapta, “KADINI TOPLUMDAN SOYUTLAYAN RİVAYETLER” başlığı altında, hadis alimlerince zaten kendileriyle amel edilmeyen, bir kısmının da açıkça uydurma olduğuna işaret edilen hadisleri ele alarak bunlarla ilgili bir takım değerlendirmelerde bulunmaktadır.[16] Kadınların eğitimi, Kadının, kocasından izinsiz dışarı çıkması, aç ve çıplak bırakılması, onlara danışılmaması vs....Halbuki, İslam alimleri zaten bunlarla amel etmemişler ve, ya, açıkça bunların uydurma olduklarını belirtmişler veya problem teşkil ettiklerini ifade etmişlerdir. Ayrıca, yazarın, burada ele almaktan sarf-ı nazar ettiğimiz; Kadının şahitliği, kadının yöneticilik yapması... gibi konulara yaklaşımını da -yukarıda da belirttiğim gibi- doğru bulmuyorum...Bu tarz yaklaşımların, inananların bugün karşı karşıya bulundukları problemlerin çözümünde bir katkısının olacağına da inanmıyorum. Eğer biz, kendi kültürel mirasımıza –bu mirasın bir kısmı her ne kadar sahih İslami geleneğe dayanmıyor ve belli çağların toplumsal-kültürel izlerini taşıyorsa da- böyle yaklaşır ve onu kendi bütünlüğü içinde ve kendi terminolojisi ile anlamaya çalışmazsak, bir müddet sonra İslam düşmanlarının saldırıları karşısında savunacağımız herhangi bir şey de bulamayacağız!
SONUÇ
İslam dünyasının, sahip olduğu coğrafya ve tabii zenginlikler ile hiç de orantılı olmayan bir siyasi, ekonomik, kültürel konumda olduğu bir gerçek... Bunun sebepleri, bugün bulunduğu noktaya nasıl geldiği, bunda hangi amillerin rol oynadığı ve bu durumdan nasıl kurtulabileceği gibi sorular, kendini şuurlu kabul eden her müslümanın cevap araması gereken sorulardır ve bu sorulara doğru cevaplar aramak ve bulmak, kültürel geleneğimizi ve mirasımızı atlayarak geçiştiremeyeceğimiz kadar ciddi bir meseledir.
Ayrıca biz, -ne kadar onlara yaranmak istersek isteyelim- İslamın bazı hükümlerini, bugünkü toplumdan kimi insanlara kabul ettiremeyiz. Çünkü, fıtratı bozulmuş bir insanın Allahın fıtrat dini olan İslamı kayıtsız şartsız kabul etmesi mümkün değildir; bu konudaki bazı çabalar da nafiledir. Bu konuda S. Hüseyin Nasr, şunları söylemektedir:
Allah’tan bağımsız, kendi kaderinin tek hakimi, yeryüzüne bağlı ve ancak onun sahibi olan, profan, tarihsel zaman içinde ‘mükemmel bir gelecek’ fikrini ‘uhrevi hakikatler’in yerine ikame eden, ruhlar alemine ve onun isteklerine tamamen karşı çıkmasa da en azından kayıtsız kalan ve ‘kutsal’ kavramından yoksun olan ‘modern insan’ kavramını incelediğimizde modernist müslüman reformcuların İslam ve modernizmi bağdaştırmaya çalışırken ne kadar abesle iştiğal ettiklerini görebiliriz. İslamın insana bakışını, yani ‘homo İslamicus’u ele aldığımızda, onun ‘modern insan’ kavramıyla uzlaşamayacağı apaçıktır.”[17]
Tekrar konumuz olan kadınlarla ilgili hadislerin doğru bir şekilde anlaşılması ve yorumlanmasına dönecek olursak, İslami metinlerin doğru bir şekilde anlaşılması ve yorumlanması çok ciddi bir problemdir ve İslam alimleri, bu konularda, başka hiçbir kültürde rastlanması mümkün olmayan miktarda eser ortaya koymuşlardır. Eğer biz bu eserleri, gerçekten anlamak için okursak problem yok; ama, yargılamak ve yeni problemler yaratmak için okursak, o zaman işin içinden hiçbir zaman çıkamayız ve bu problemler, İslam dininin kaynağı olan Kur’an-ı Kerim için de sözkonusudur. Elbette, Kur’an, en azından, sayısı üzerinde ittifak edilen ayetlerden oluştuğu için, daha az tartışmaya konu edilmiştir; ama, anlaşılması ve yorumlanması için bilinmesi zorunlu olan temel bilgiler öğrenilmeden Kur’ana yaklaşılırsa yine de bir çok problem ortaya çıkabilmektedir.[18]
Kur’an için sözkonusu olan bu problemler hadisler için öncelikle ve daha fazla sözkonusudur ve böyle olması da çok tabiidir... Bu problemlerin hadisler için daha fazla ve aynı zamanda da niçin tabii olduğunu anlamak için, bu ilmin kendi metodolojisi içinde geliştirilen disiplinlere bakmak yeterlidir.
“Hadis Temelli Kalıp Yargılarda KADIN” adlı eserin yazarı Sayın Ali Osman Ateş, ne yazık ki, bu ilmin kendi metodolojisini ve bu metodoloji içinde geliştirilen disiplinleri atlayarak veya bunları gereği gibi kullanmayarak bazı yorumlar yapmakta ve –güya- İslami değerleri bugünkü topluma karşı savunmaya çalışmakta, ama takip ettiği metod ve temel mantığının yanlışlığı dolayısıyla kendisi bir çok yeni problem ortaya çıkarmaktadır. Hatta, yazarın, bibliyografyasında yer alan bazı kitapları bile çok dikkatli tetkik etmediği anlaşılıyor...Mesela; İsmail L. Çakan’ın “Hadislerde Görülen İhtilaflar ve Çözüm Yolları” kitabını çok dikkatli bir şekilde incelese ve burada ortaya konan metodolojiyi ve disiplinleri kitabında uygulasaydı, kendisine problem gibi görünen meselelerin bir çoğu ile karşılaşmayacaktı.
[1] Kitabiyat yay. Ankara 2000
[2] Beyan yay. İstanbul 2000
[3] bkz. Ali Osman Ateş, a.g.eser, s. 211-212
[4] a. g. eser, s. 14
[5] Bu metodun hadislerde uygulanış örnekleri için bkz.Yusuf Ziya Keskin, Recm Cezası -Ayet ve Hadis Tahlilleri- İstanbul 2001, Beyan yay.
[6] bkz. İsmail L.Çakan, Hadislerde Görülen İhtilaflar ve Çözüm Yolları -Muhtelif’ül-Hadis İlmi- İstanbul 1982, İSAV yay.
[7] bkz. Ahmet Keleş, Hadislerin Kur’ana Arzı, İstanbul 1998, İnsan yay.
[8] a. g. eser, s. 46
[9] Mesela, Kur’anda, Hz. Yusuf’un hayatından bahseden ayetlerden bu husus açıkça anlaşılmaktadır.
Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!
0 yorum yazılmıştır